SİTE İÇERİĞİ |
|
|
|
|
|
|
|
HUKUKİ MAKALELER
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TAKSİRLE ÖLDÜRME
I. Genel Olarak
Taksirle öldürme suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun özel hükümler kitabında, kişilere karşı suçlar bölümünde 85. maddede düzenlenmiştir. Kanunun bu düzenlenmesine göre “taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar, işlenen fiil birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kimsenin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kimsenin yaralanmasına neden olmuş ise kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır ” şeklindedir.
Taksirle ölüme sebebiyet, kasten öldürme suçundan bağımsız bir suç olup, fail ölüm sonucunun meydana gelmesini istememekte; ancak göstermesi gereken dikkat ve özeni göstermediği için bu netice meydana gelmektedir. Kusurluluk türünün farklı olması, taksirle ölüme sebebiyetin, kasten öldürme yanında bağımsız bir suç olarak ortaya çıkması sonucunu doğurmuştur.1
II. Taksir Kavramı
Hukuki bir kavram olan taksir, kusur kökünden türetilmiş Arapça bir terim olup hukuki anlamda failin suç işlemek istememesi ama buna rağmen hukuk düzeninin gereklerine de aldırmaması anlamına gelmektedir.2
765 sayılı Türk Ceza Kanunu 45. maddesiyle suçun işlenmesinde kast kuralını koyduktan sonra “failin bir şeyi yapmasının veya yapmamasının neticesi olan fiilden dolayı kanunun o fiile ceza tertip ettiği ahval müstesnadır” denilmek suretiyle istisnai bir kusurluluk şekli olan taksirden dolayı da failin cezalandırılmasına imkân vermiş bulunmaktaydı. Ancak kanun taksiri tanımlamamıştı.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 22. maddesinde “ Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” biçiminde genel olarak taksirin tanımına yer verilmiştir.
Taksir kavramı 5237 sayılı TCK m. 22 de açıklanmış olduğu için, aynı kanunun 85. maddesinde düzenlenen taksirle öldürme suçunun uygulanmasına ilişkin koşullar ile ölüme neden olan eylemin taksirli olup olmadığına ilişkin kavramın değerlendirmesi birlikte yapılmalıdır.3
“Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesi” olarak bilinçli taksirin tanımına kanunumuzda yer verilmiştir. Neticenin öngörülebilir olmadığı durumlarda, bu neticenin faile objektif olarak isnat edilebilmesi mümkün değildir.4
Bilinçli taksirde fail, korunan obje bakımından, somut bir tehlikenin mevcut olduğunu fark etmekle birlikte, tehlikenin derecesini küçümsemek veya kendi gücünü aşırı bir şekilde varsayarak, kendisine yüklenen göreve aykırı olarak kanuni tipte yer alan neticenin gerçekleşmeyeceğine güvenir.5
Yargıtay k6avga ortamında sanığın yumruk atması sonucu yere düşen maktülün, kendisinde bulunan kronik kalp damar rahatsızlığının aktif hale gelmesi neticesinde ölümü üzerine, küçük yerleşim yeri olan köy ortasında, maktülün kalp hastası olduğunu bilip bilmediği detaylı bir şekilde araştırılarak, sonucuna göre eğer biliyorsa 5237 sayılı TCK’nın 22,23 ve 85 maddeleri uyarınca bilinçli taksirle adam öldürmeden aksi halde TCK 86/2 aracılığıyla madde 85 uyarınca sorumluluğuna gidilmelidir.
Olası kast halinde, suçun kanuni tanımında ki maddi unsurların gerçekleşebileceği, fail tarafından öngörülmektedir. Başka bir ifadeyle, olası kast halinde, gerçekleşmesi muhtemel addedilen neticelere ilişkin bir kabullenme söz konusudur, kanuni tarife uygun neticenin gerçekleşmesi, olayın seyrine bırakılmaktadır.7
Olası kast halindeki neticeye ilişkin bir kabullenme varken bilinçli taksirde kabullenme olmayıp sadece istenmeyen bir öngörme vardır.
Bir kimsenin av zannı ile bir karaltıya tüfeğini boşaltarak onun ölümüne sebebiyet vermesi halinde failin her ne kadar adam öldürmek niyeti yoksa da yeterli dikkat göstermemesi sebebiyle taksiri vardır ve kendisine isnadı mümkün olan bu taksirden dolayı cezai mesuliyeti mevcuttur. Failin fiili işlemek hususunda iradesi var ise de eğer bu irade neticeye taalluk etmiş olsaydı suç kastı bulunur ve kasten öldürmeden sorumlu tutulurdu. Demek ki kastı taksirden ayıran nokta; birincisinde iradenin hem fiile hem de neticeye ikincisinde sadece fiile taalluk etmesidir.8
Taksirin kasttan farkı, taksirde failin iradesi neticeye yönelik değildir. Kast halinde fail neticeyi öngörüp, istediği halde taksirde fail neticeyi öngörmez veya öngörmüş olsa bile neticenin gerçekleşmesini istemez. Ancak her iki kusurluluk bakımından ortak olan ise yapılan hareketin iradi olmasıdır.
TCK.’nın 22 maddesinde “taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır” hükmüne yer verilerek, taksirli sorumluluğun kastlı sorumluluğa nazar istisnai özelliği vurgulanmıştır. Buna göre suçlar kural olarak kasten işlenebilir, ancak istisnaen kanunda bir suçun taksirli şekline yer verilmişse, o suç taksirli de gerçekleştirilebilir.9
A-Taksirin Unsurları
a) Fiilin Taksirle İşlenebilen Bir Suç Olması
Kural olarak suçlar kasten işlenirler. Taksirle işlenebilen suçlar ise kasten işlenen suçlar yanında istisnai nitelik taşımaktadır. Bu sebeple bir suçun taksirle de işlenebileceği ve böylece cezalandırılabileceğinin kabul edilebilmesi için kanunda açık bir düzenlemeye gereksinim vardır. Buna ilişkin hüküm ise 5237 sayılı TCK m. 22/1 de açıkça gösterilmiştir.
Örneğin mala zarar verme suçu kasten işlenebilen bir suçtur ve kanunda bu suçun taksirle işlenmesi hususu suç olarak düzenlenmediğinden, bir kimse diğerinin malına taksirle zarar verirse suç işlemiş olmaz ancak haksız fiilden sorumlu olur.10
b) Hareketin İradi Olması
Hareketin iradi olması, hem bilinmesi hem de istenmesi demektir. Fail neticeyi meydana getiren icrai veya ihmali davranışı bilerek ve isteyerek gerçekleştirmelidir.11
Kusurluluğun ortak temelini oluşturan kusurlu irade, taksirde hareketin iradiliği şeklinde ortaya çıkmaktadır. Hareket iradi değilse taksirin varlığından söz edilmesi mümkün değildir. Filin hareketi iradi olmakla birlikte sonuçlarını da görüp istemiş ise artık taksirli fiilden değil kasıtlı fiilden söz edilir.12
Taksirle işlenen haksızlıklarda hareketin iradiliğinden söz edilmektedir. Ancak işaret etmek gerekir ki; bu hareket icrai bir davranışta bulunmak suretiyle olabileceği gibi, ihmali bir davranış şeklinde de tezahür edebilir.13
c) Dikkat ve Özen Yükümlülüğüne Aykırılık
Taksirli hareket, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılıktan kaynaklanmalıdır. Meydana gelen neticeden sorumluluk için, buna dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışla sebebiyet verilmiş olmalıdır. Bu aykırılığın olmadığı hallerde, meydana gelen neticeden dolayı ceza hukuku sorumluluğu söz konusu değildir.14
Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılıktan bahsedebilmek için, kişinin dikkat ve özeni gösterebileceği bir durumun varlığı gereklidir. Eğer böyle bir durum yoksa aykırılıktan da bahsetmek mümkün olmayacaktır. Örneğin kişinin uykulu iken yapmış olduğu davranışlar sonucu bir zarar ortaya çıkmış olsa dahi burada failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareketinden bahsetmek olanaklı değildir.
Dikkat ve özen yükümlülüğü objektif ölçülere göre belirlenir ve bu konuda ortalama bir insanın, failin yerinde olsaydı, tehlikeden kaçınmak için nasıl hareket edeceğine bakılır.15
d) Neticenin İradi Olmaması (İstenmemiş Olması)
Netice, hareketin dış dünyada oluşturduğu, suç tanımına uyan değişikliğe denir.16 Taksirli suçlar bakımından netice özel bir öneme sahiptir. Taksirli suçlarda teşebbüs mümkün olmadığı için, eğer netice gerçekleşmemiş ise taksirli hareketin failine ceza verilmez.
Taksirli suçlarda netice cezalandırılabilirlik şartı değil taksirin kurucu unsurudur. Bu sebeple taksirli insan öldürme suçu hareketin yapıldığı zaman değil, sonucun gerçekleştiği zaman tamamlanmış sayılır.17
Taksiri kasttan ayıran ölçüt neticenin istenmemiş olması olduğu için, ister netice öngörülmüş olsun, isterse öngörülmemiş olsun neticenin iradi olmaması yani istenmemiş olması şarttır.
e) Neticenin Öngörülebilir Olması
Failin taksire dayalı bir sorumluluğunun bulunduğundan bahsedebilmek için meydana gelen neticenin öngörülebilir nitelikte olması şarttır. Eğer netice öngörülebilir nitelikte değil ise burada taksirden bahsetmek mümkün olmayacaktır. Burada önemli olan neticenin öngörülebilir olmasıdır. Fail tarafından öngörülmemiş olması taksirli sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Kişinin dikkatli davranması ile zararlı neticeyi önlemek mümkündür. Eğer somut olayda dikkatli davranmak mümkün değilse kanun kişiyi esasen sorumlu tutmamaktadır. Burada ölçü olarak kabul edilen kişi normal bir insandır.18
Neticenin öngörülmesi açısından, taksir ile bilinçli taksir arasındaki yegane fark; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.19
Yargıtay sorumluluğu tespit etmede neticenin öngörülmesi açısından bazı kriterleri esas almaktadır. Bunlar; failin yaşı, eğitim ve öğretim durumu, kültür düzeyi, mesleği, ekonomik ve sosyal durumu, kişisel gelişim düzeyi,20
f) Hareket ile Netice Arasında Uygun Nedensellik Bağının Bulunması
Nedensellik bağı, icra edilen fiil ile meydana gelen netice arasındaki sebep-sonuç ilişkisini ifade eder. Nedensellik bağı, doğal bir olgudur.21
Meydana gelen netice ile işlenen fiil arasında uygun illiyet bağı olmadığı müddetçe failin meydana gelen neticeden dolayı sorumluluğundan söz edilemez.
Yargıtay, sanığın potayı tamir etmek için üniversite ile bir sözleşme yapmadığı, yardım amacıyla işi üstlenerek, olaydan önce potayı kontrol ettiği ve kaynak işi yapılıncaya kadar önlem amacıyla potayı demir ile desteklediği ve basketbol sahasının tadilat nedeniyle de kapatıldığı dikkate alındığında, sanık tarafından alınabilecek başkaca bir önlem olmadığı, bu nedenle ölüm ile sanığın eylemi arasında uygun illiyet bağı bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır22
Nedensellik ilişkisinin belirlenmesi konusunda genel kurallar uygulanır. Bu konuda özellikle mağdurun hareketi ile failin hareketinin birleştiği hallerde nedensellik bağlantısı ve kusurun ne suretle saptanacağı hususu önem arz eder.23
Taksirli hareket olmasaydı, bu sonuç meydana gelmeyecekti ve bu sonuç yapılan hareketin doğal sonucudur denilebiliyorsa nedensellik bağı mevcuttur.24 Fail tüm dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirse bile, yine de istenmeyen netice gerçekleşecek ise, bu durumda failin taksirli suçtan sorumlu tutulabilmesi mümkün olamayacaktır.25
III. Eski ve Yeni Yasa’nın Karşılaştırılması
Taksirle öldürme suçu 765 sayılı TCK m. 455, 5237 sayılı TCK m. 85’te yer almakta ve iki hüküm arasında bazı benzerlik ve farklılıklar bulunmaktadır.
765 sayılı TCK da taksir tanımına yer verilmemiş ancak taksir kalıplarına yer verilmişti. Bunlar; tedbirsizlik, dikkatsizlik, meslek veya sanatta acemilik, nizamat ve evamir ve talimata riayetsizlik şeklinde sıralanmıştı.
Taksirle ölüme sebebiyet verme suçunda, özel içtima hükmü her iki Yasada da yer almaktadır. Eylemin birden fazla kişinin ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde 5237 sayılı kanunun 85/2’ye göre iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası öngörmekte ve böylece getirilen bu düzenleme ile cezanın alt sınırı itibarıyla ertelenme olanağı bulunan bir ceza olmaktadır.26
Yine eski TCK 455/son fıkrasında yer alan kusurun derecesine göre cezanın indirilmesine olanak sağlayan hükme yeni kanunda yer verilmemiş ve yeni kanunun madde 22/4 fıkrasında ki düzenlemeyle sadece taksirle öldürme ve yaralama fiilleri bakımından değil bütün taksirli suçlar bakımından cezanın kusura göre belirlenmesine olanak sağlamış, öte yandan, taksirin 8 hesabı üzerinden matematiksel olarak hesaplanmasının mümkün olamayacağı kabul edilmiş,27 “taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluk, bir değerlendirmeyle ancak olay hâkimi tarafından yapılabilir” denilerek madde gerekçesinde açıklanmıştır.
765 sayılı TCK da yer almayan bir hükme 5237 sayılı TCK da yer verilmiş. Getirilen bu hükümle “taksirli hareketle neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak şekilde mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez, bilinçli taksir halinde verilecek ceza ise yarıdan altıda birine kadar indirilebilir”(TCK m. 22/6)
IV. Suçla Korunması Amaçlanan Hukuksal Değer
Taksirle öldürme suçuyla korunması amaçlanan hukuksal değer, yaşama hakkı, kişinin hayatıdır. Yaşama hakkı vazgeçilmez bir değer olarak, ulusal ve uluslararası hukuk kurallarıyla koruma altına alınmıştır. Nitekim anayasanın 17/1 maddesine göre “herkes yaşama hakkına sahiptir.” İnsan yaşamının dokunulmazlığı ceza yasaları ile de koruma altına alınmaktadır.28
Kanunda taksirle işlenmiş halinin cezalandırılacağına ilişkin hüküm bulunmayan suçlar cezalandırılmazlar. Örneğin taksirli bir hareket sonucu bir kişinin malına zarar veren kişi TCK m. 151 gereğince mala zarar verme suçundan sorumlu tutulamaz. Çünkü kanunda bu suçun taksirle işlenebileceğine ilişkinin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Fakat kişinin hayatının ve vücut bütünlüğünün sahip olduğu önem dolayısıyla, kişinin hayat hakkına ve vücut bütünlüğüne yönelmiş olan taksirli hareket de kanun koyucu tarafından cezalandırılmak istenmiştir.29
V. Suçun Unsurları
A- Maddi Unsurlar
1. Suçun Faili
Ceza hukukunda hareket yeteneği insana özgü bir özelliktir. Bu nedenle hayvan ya da eşyanın veya ölü kimselerin hareket yeteneği bulunmamaktadır. Çünkü iradi olarak hareket yeteneği sadece insanlarda bulunmaktadır. Bu nedenle ancak insanlar suç faili olabilirler. Ceza normunda suçun failini göstermek için “her kim, kimse, bir kimse, kişi” terimleri kullanılmaktadır. Bu ifade tarzı ilgili suçun her hangi bir kimse tarafından işlenebileceğini göstermektedir30
Taksirle öldürme suçu özgü suçlardan (belirli niteliklere sahip kişiler tarafından işlenebilen) olmadığı için bu suçun faili herkes olabilir. Çünkü kanun “bir insanın ölümüne neden olan kişi” den bahsetmiştir. Suçun faili bakımından herhangi bir özellik arz eden durumu yoktur.
2. Suçun Mağduru
Her suçta bir mağdur vardır. Mağdur, suçun konusunun ait olduğu kimsedir. Ancak gerçek kişiler suçtan mağdur olabilir. Tüzel kişiler ise suçtan zarar gören konumundadırlar.31
Taksirle öldürme suçunun mağduru herkes olabilir. Bu suçla korunan hukuksal değer insanın yaşama hakkı olduğu için, bu suçun islendiği zamanda mağdurun hayatta olması şarttır. Ölü kimseye karşı bu suç işlenemez.
Bu suç bakımından özellikle bebeklerde mağdurun doğmuş ve sağ olması şarttır. Aksi halde hamile kadına karşı taksirli eylemde bulunulmuş olsa ve bunun neticesinde çocuk ölü doğmuş olsa burada çocuğa karşı işlenmiş bir taksirle öldürme suçu bulunmamaktadır. Ancak burada TCK 87/2-e veya 89/3-e maddelerinde düzenlenen yaralama suçunu oluşturur.
Mağdurun yaşı ve sağlık durumunun da önemi yoktur. Kişi yaşamının esasen beyin ölümüyle sona ereceği kabul edilmektedir, bundan sonra kişi makineye bağlı olarak yaşasa bile artık bu suçun mağduru olamayacağı görüşü hâkimdir.32
3. Suçun Konusu
Suçun konusu, suçun üzerinde gerçekleştiği şey ya da nesnedir.33 Burada bahsi geçen konu, suçun hukuksal konusu olmayıp maddi konusudur. Hukuksal konu o suçla korunması amaçlanan hukuksal değeri ifade etmektedir.
Taksirle ölüme sebebiyet verme suçunun konusunu insan vücudu oluşturmaktadır.
4. Fiil ve Netice
Hareket Türk Hukukunda “fiil”,“eylem”, “davranış” gibi çeşitli terimlerle ifade edilmektedir. İnsanın dış dünyada beliren iradi davranışı olarak tanımlanan bu unsur bir şeyi yapmak (icrai) veya bir şeyi yapmamak (ihmali) şeklinde ortaya çıkabilir.34
Taksirle ölüme neden olma suçunda, taksirli hareket ile yaşayan bir insanın hayatına son verilmesi cezalandırılmıştır. Burada ki taksirli harekette icrai veya ihmali nitelikte olabilir. Ancak hareket gerek icrai, gerekse ihmali nitelikte olsun fail hareketi bilerek ve isteyerek gerçekleştirmiş olmalıdır.
Netice hareketin dış dünyada meydana getirdiği ve suç tanımına uyan sonuçtur. Taksirle ölüme neden olma suçunun oluşabilmesi için, ölüm neticesinin gerçekleşmiş olması şarttır.
B- Manevi Unsur
Failin sorumlu tutulabilmesi için, ceza normunda yasaklanan fiilin gerçekleştirilmesi yetmez, ayrıca haksızlık teşkil eden bu fiil ile kişi arasında manevi bir bağın da bulunması gerekir.35
Bu suçun manevi unsuru taksirdir. Sırf hareketin yapılması ve bu hareketin ölüme neden olması, suçun oluşması için yeterli olmayıp somut olayda failin objektif dikkat ve özeni gösterip göstermediği, manevi unsur açısından araştırılacaktır.36
Taksirle ölüme neden olma suçunun oluşması için taksirin, basit veya bilinçli taksir olması herhangi bir farklılık arz etmemektedir. Ancak taksir türünde ki farklılık, cezanın belirlenmesi aşamasında önem kazanmaktadır. Bilinçli taksir halinde, taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılmaktadır.
C- Hukuka Aykırılık Unsuru
Hukuka aykırılık, işlenen ve kanundaki tarife uygun bulunan fiile, hukuk düzenince cevaz verilmemesi, bu fiilin mubah sayılmaması, yalnız ceza hukuku ile değil, bütün hukuk düzeni ile çelişkili ve çatışma halinde bulunması demektir.37
Suçun oluşması, işlenen fiilin hukuka aykırı olmasına bağlıdır. Hukuka aykırılığı ortadan kaldıran ve bütün suçlar bakımından genel nitelikte olan ve TCK m. 24 ve devamında yer alan hukuka uygunluk nedenleri, taksirle ölüme neden olma suçu bakımından da eğer somut olayda bulunursa uygulanır ve fiil suç teşkil etmez.
VI. Suça ve Cezaya Etki Eden Nedenler
a) Suçu Ağırlaştıran Nedenler( Suçun Nitelikli Halleri)
Burada ilk olarak, taksirle ölüme neden olma suçunda failin kusuru bilinçli taksir olursa, verilecek ceza 5237 sayılı TCK m. 22/3 gereğince üçte birden yarısına kadar arttırılır.
Yargıtay, sanığın alkollü bir şekilde, meskun mahalde, yağışlı havada, aşırı hızla seyrederken kavşağa geldiğinde hızını azaltmayarak kavşak içinde, önünde seyreden bisiklete arkadan çarparak sürücüsünün ölümüne neden olduğu olayda bilinçli taksirin koşullarının oluştuğu sonucuna varmıştır.38
Karşılaştırmalı hukukta genellikle meslek ve sanatın icrası sırasında ölüme sebebiyet verilmesi ağırlaştırıcı neden olarak kabul edilmektedir. Çünkü meslek ve sanat icra eden kişiye karşı toplum güven duymakta, yapılan işin gereken özen gösterilerek icra olunacağı kanaatine sahip olunmaktadır.39
İkinci olarak TCK m. 85/2 de düzenlenen, fiilin birden fazla kişinin ölümüne, ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet vermesi halinde faile 2 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası verilecektir. Bu ağırlatıcı nedenin uygulanabilmesi için en az iki kişi ölmeli veya bir kişinin ölümü ile birlikte bir veya daha fazla kişinin yaralanmış olması gerekir.
Burada tartışmalı olan konu, taksirli hareket neticesinde bir kişinin ölümüne, diğer bir kişinin de yaralanmasına sebebiyet verilmişse ve yaralama suçunun mağduru bakımından şikâyet şartı gerçekleşmemiş ise ne şekilde hareket edileceğidir. Bilinçli taksir halinde işlenen nitelikli halde şikâyet aranmaz. Bu hem verilecek ceza, hem de yetkili mahkeme bakımından önem taşır. Burada görevli mahkemenin tayini bakımından yaralama neticesi de dikkate alınmalıdır. Ayrıca taksirin bilinçli olup olmadığı da üst dereceli ağır ceza mahkemesi tarafından belirlenmelidir. Ancak Yargıtay yaralama bakımından şikâyet şartı gerçekleşmediği sürece soruşturma yapılamayacağı ve kamu davası açılamayacağı gerekçesiyle nitelikli halin uygulanamayacağını ve asliye ceza mahkemesinin görevli olduğunu belirtmiştir.40
Yargıtay bir kişinin ölümü ve iki kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan olayda yaralı mağdurların şikâyetçi olmaması nedeniyle eylemin 5237 sayılı TCK madde 85/1 deki suçu oluşturacağı sonucuna varmıştır.41
Yeni Türk Ceza Kanunumuzun esas aldığı nokta netice olmayıp, fiil olduğu için, mağdurların şikâyetçi olup olmadıklarına bakılmaksızın kanunun açık hükmü gereğince, ortada bir ölüm ve ikide yaralama olması sebebiyle, burada TCK 85/2 deki suç oluşacağı için, Yargıtay’ın görüşü yerinde değildir.
b) Suçu Hafifleten Nedenler
Bu suç bakımından TCK m.22/6 da belirtilen, taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derece de mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez, bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.
Burada önemli olan, olayda ölenin sanıkla olan akrabalık bağının yakınlığı veya uzaklığı değildir. Taksirle sebebiyet verilen suçtan dolayı bir cezaya hükmedildiği takdirde kişinin kendisine yüklenen diğer yükümlülükleri yerine getirme imkânının bulunup bulunmaması göz önünde bulundurulacaktır.42
c) Şahsi Cezasızlık Nedeni
Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak kadar mağdur olmasına yol açmışsa, faile ceza verilmez. (TCK m.22/6)
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere kanun koyucu bu hükümle, yakınlarının ölmesine sebebiyet veren faillerin ceza almaması amacını taşımaktadır.
VII. Suçun Özel Görünüş Şekilleri
1)Teşebbüs
İşlenmesine karar verilen bir suçun elverişli icrai hareketlerle doğrudan doğruya icrasına başlanmasına karşın, failin elinde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasıdır.43
5237 sayılı TCK m. 35/1 de “kişi işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur” biçiminde bir düzenleme yer aldığı için maddeden de anlaşılacağı üzere burada failin cezalandırılabilmesi için kastettiği bir neticenin olması şarttır.
Buradan da anlaşılacağı üzere teşebbüsün varlığından bahsedebilmek için öncelikle kasten işlenebilen bir suçun olması gerekir. Bu sebeple taksirle işlenen suçlarda kastedilmiş bir netice olmadığı için, bu suçlarda teşebbüs mümkün değildir. Taksirle ölüme neden olma suçu da teşebbüse elverişli değildir. Bu suç da cezalandırılabilme, neticenin gerçekleşmiş olması şartına bağlıdır.
2)İştirak
Taksirle öldürme suçu, iştirak halinde işlenmeye müsait değildir. Çünkü iştirak hükümlerinin uygulanabilmesi için suçun kasten işlenebilen bir suç olması gerekir.44
Suça iştirak için, iştirak iradesinin bulunmasını, bu ise kasten hareket etmeyi gerektirir. Bu nedenle taksirli suça, iştirak olmaz. Ancak, suça birlikte sebebiyet verilmesinden söz edilebilir. Böyle bir durumda da her fail kendi taksirinden dolayı sorumlu olacaktır.45
Failin gerçekleştirdiği taksirli harekete mağdurun hareketi de eklenmiş olabilir. Mesela, fail otomobiliyle azami sürat sınırını aşarak seyrederken, dikkat ve özen göstermeden karşı kaldırıma geçmek isteyen yayaya çarparak ölümüne sebebiyet verir. Bu durumda hem fail hem de mağdurun taksirli hareket ettiğinin kabulü gerekir. Mağdur taksirli hareket etmiş olsa bile, fail kendi taksirli hareketi dolayısıyla kusuruna göre sorumlu tutulur. Ancak taksirli hareketler arasında takas cereyan etmez.46
3) İçtima
Suçların içtimaında birden fazla suçun bir failde birleşmesi durumu söz konusudur. Bu birleşme değişik şekillerde ortaya çıkmaktadır. Bunlar;
a) Fail tek fiille birkaç suç işlemiş olabilir(fikri içtima),
b) Failin işlediği bir suç, diğer suçun unsur veya ağırlaştırıcı sebebini teşkil edebilir(bileşik suç),
c) Fail kanunun aynı hükmünü birkaç defa ihlal etmesine rağmen bu tek suç sayılabilir.(zincirleme suç)47
Suç işleme kastı mevcut olmadığından, taksirle öldürme suçunda zincirleme suç söz konusu olmaz. Farklı neviden fikri içtima olabilir. Mesela, fail hasmını öldürmek kastı ile silahını ateşler, fakat silahtan çıkan kurşun öldürmeyi hedeflediği kişinin yanında bulunan sert bir cisme çarparak bir başka kişinin ölümüne yol açar. Burada birden fazla kişiye karşı işlenmiş farklı suçlar (kasten öldürmeye teşebbüs ve taksirle öldürme) söz konusudur. Failin daha ağır cezayı gerektiren kasten öldürmeye teşebbüsten cezalandırılması, taksirle öldürmeden cezalandırılmaması gerekir.48
Taksirle ölüme sebebiyet verme suçu açısından kanunda özel bir içtima hükmü bulunmaktadır. Buna göre, fiilin birden fazla kimsenin ölmesine ya da bir veya birden fazla kişinin ölmesi ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması hallerinde, faile verilecek cezanın üst sınırı ağırlaştırılmıştır. Bu halde ceza, iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası olmaktadır.49
Taksirle adam öldürme suçunda cezanın alt sınırı ve üst sınırı arasındaki makasın bu kadar açılmasının nedeni bilinçli taksirinde bu madde içinde mütalaa edilmesinden kaynaklanmaktadır. Böylece suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde mahkemenin cezayı üst sınırdan verebilmesi olanağı ortaya çıkmaktadır.50
Kanunun ilk getirdiği düzenlemede alt sınır olarak 3 yıl belirlenmiş iken 31.03.2005 tarihli 5328 sayılı yasa ile değişiklik yapılarak alt sınır 2 yıl olarak belirlenmiş ve böylece bu suç erteleme olanağına kavuşmuştur.
VIII. Yaptırım
Ceza hukukunun asıl yaptırımı cezadır. Ancak çağdaş ceza hukukunda güvenlik tedbirlerinin de ceza olarak kabul edildiği de bilinmektedir.51
Taksirle ölüme neden olma suçunun failine TCK m.85/1 gereğince 2 yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir. Fiil birden fazla kişinin ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına sebep olmuş ise faile 2 yıldan 15 yıla kadar ceza verilir. (TCK m.85/2)
Failin taksirli suçta ki kusuru bilinçli taksir ise verilecek ceza üçte birden yarısına kadar arttırılır. (TCK m.22/3)
Taksirli suçlarda, uzun süreli hapis cezaları, koşulları gerçekleştiği takdirde adli para cezasına çevrilebilir. Diğer seçenek yaptırımlara çevrilemez. Fail meslek ve sanatın gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmışsa üç aydan az üç yıldan fazla olmamak şartıyla, icra ettiği meslekten yasaklanabilecektir.52
IX. Zamanaşımı
Suçun işlenip bittiği tarihten itibaren kanun koyucunun belirlediği muayyen süreler geçince artık takibat yapılamıyor, dava açılamıyor ya da açılmış davaya devam edilemiyorsa buna dava zamanaşımı denir.53
TCK m. 66/1-d bendi uyarınca taksirle ölüme sebebiyet verme suçunun basit ve nitelikli hali bakımından dava zamanaşımı süresi onbeş yıldır.54
X. Muhakemeye İlişkin Kurallar
Bu suçun soruşturması ve kovuşturması şikâyete bağlı olmayıp, re’ sen kovuşturulan bir suçtur. Bu suç açısından görevli mahkeme, TCK m. 85/1 bakımından asliye ceza mahkemesi, TCK m.85/2 ye göre ise ağır ceza mahkemesidir.
1 Centel-Zafer-Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, C.I, İstanbul 2007, s.92
2 Parlar-Hatipoğlu, Kast ve Taksir, İstanbul 2005, s.437
3 Meran, Yeni Türk Ceza Kanununda Kişilere Karşı Suçlar, Ankara 2005, s.79
4 Tezcan-Erdem- Önok,5237 Sayılı Türk Ceza Kanuna Göre Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Ankara 2007 s.174
5 Yenisey, Ceza Hukukuna Giriş-Alman Ceza Hukuku-Kusur İlkesi-Ceza Hukukunun Sınırları, İstanbul 2007, s.48
6 Yarg. 1.CD. 25.05.2006,894/2130, http://emsal.yargitay.gov.tr/VeriBan...b/yeniTasarim/
7 Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2006, s.244
8 Taner, Ceza Hukuku Umumi Kısım, İstanbul 1953, s.323
9 Artuk-Gökcen-Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2008, s.37
10 Artuç, Kişilere Karşı Suçlar, Ankara 2008, s.238
11 Bakıcı, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2008, s.468
12 Parlar- Hatipoğlu, Kast ve Taksir, s.449
13 Özgenç, s.228
14 Artuk-Gökcen-Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, s.46
15Tezcan-Erdem- Önok, s.173
16 Ercan, Ceza Hukuku Genel ve Özel Hükümler, İstanbul 2006, s.152
17 Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, Ankara 2007, s.40
18 Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2006, s.119
19 Yarg. CGK, 25.3.2008,9-43/62, http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=33430
20 Artuç, s.240
21 Artuk-Gökcen-Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, s.21
22 Yarg. 9.CD 20.10.2005, 3666/7891 http://www.bakale.com/ictihatlar.php?mode=&kat=1
23Dönmezer, Kişilere ve Mallara Karşı Cürümler, İstanbul 2004, s.116
24 Artuç, s. 242
25 Şen, Yeni Türk Ceza Kanunu Yorumu, C. 1, İstanbul 2006, s.277
26 Centel-Zafer-Çakmut, s.95
27 Malkoç, Yeni Türk Ceza Kanunu, Ankara 2007, s.553
28 Centel-Zafer-Çakmut, s.96
29 Polat, Cumhuriyet Savcısının El Kitabı, Ankara 2008, s.97
30 Artuk-Gökcen-Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2007, s.426
31 Artuk-Gökcen-Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s.444
32 Artuç, Kişilere Karşı Suçlar, s.236
33 Ercan, s.138
34 Artuk-Gökcen-Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s.389
35 Artuk-Gökcen-Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s.450
36 Parlar-Hatipoğlu, 5237 Sayılı TCK’ da Özel ve Genel Hükümler Açısından Asliye Ceza Davaları, Ankara 2007,s.27
37 Artuk-Gökcen-Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s.523
38 Yarg. 9.CD, 12.11.2007,4840/8117, http://emsal.yargitay.gov.tr/VeriBan...b/yeniTasarim/
39 Centel-Zafer-Çakmut, s.105
40 Tezcan-Erdem- Önok, s.177
41 Yarg. 1.CD, 06.12.2006, 4255/5464, Yarg. 2.CD, 27.09.2006, 233/15351, Parlar-Hatipoğlu, Asliye Ceza Davaları, s.30
42 Parlar-Hatipoğlu- Asliye Ceza Davaları, s.29
43 Ercan, s.299
44 Polat, s.100
45 Centel-Zafer-Çakmut, s.107 vd.
46 Özgenç, s.242
47 Artuk-Gökcen-Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s.791
48 Parlar-Hatipoğlu, Asliye Ceza Davaları, s.28
49 Centel-Zafer-Çakmut, s.107
50 Donay, Türk Ceza Kanunu Şerhi, İstanbul 2005, s.138
51 İçel-Sokullu-Özgenç-Sözüer-Mahmutoğlu-Ünver, İçel Yaptırım Teorisi, İstanbul 2002, s.47
52 Centel-Zafer-Çakmut, s.108
53 Artuk-Gökcen-Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s.1081
54 Parlar-Hatipoğlu, Asliye Ceza Davaları, s.29
|
|
|
|
|
|
|
Bugün 1 ziyaretçi (37 klik) kişi burdaydı! |
|
|
|
|